sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2012 Perşembe

Protein Eksikliğine Bağlı Kas Erimesi

Gençlikte toplam vücut kütlesinin yaklaşık üçte birini oluşturan kas kütlesi, 75 yaşına kadar yarı yarıya azalıyor. 50’li yaşlarda başlayan kas gücündeki azalma 70’li yaşlarda özellikle sırt, kol, bel ve bacak kaslarında kuvvet kaybı olarak ortaya çıkıyor.

 

Yaşlanmaya bağlı olarak kas gücünün ve dayanıklılığın azalması “kas erimesi” (sarkopeni) olarak tanımlanıyor. Özellikle yaşlılarda kas erimesinin önlenmesi, düşme riskinin önüne geçmesi ve bağımsız yaşama yetisinin artırılması açısından önem taşıyor. Yaş ilerledikçe kas erimesinin görülme sıklığının giderek arttığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, 80 yaşın üzerindeki her 10 kişiden 4’ünün bu sorunla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Prof. Dr. Öktenli, yaşlılarda kas erimesinin en önemli sonuçlarını, hareket ve bağımsız yaşama yeteneğinde azalma ve düşmelere bağlı yaralanma ile kırıklar sonucu yatağa bağımlı hale gelme olarak sıraladı.

Uyku Apnesi Nedenleri, Tedavisi ve Sebep Olduğu Hastalıklar

Nöroloji Uzmanı Hülya Altıntaş ciddi hastalıklara hatta ölümlere neden olabilen uyku apnesini ve tedavi yöntemlerini anlatıyor.

Uyku süresince meydana gelen apne sayısı arttıkça, vücudun daha çok süre oksijensiz kalmasına neden olur. Bu durum tüm organlarda, özellikle yaşam için önemli olan beyin, kalp ve kan dolaşımı sisteminde önemli hasarlara yol açar.
Uykudan dinlenmemiş, yorgun kalkma ve bunlara bağlı olarak baş ağrısı, sinirlilik, kişilik değişikliği, huysuzluk, çabuk yorulma, genel isteksizlik hali ortaya çıkar. Gündüz aşırı uyku eğilimi, hastalığın şiddeti ile doğru orantılı olarak artar.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Ses Teli Kanseri Ameliyatı – Dr. Fatma Tülin Kayhan

Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Kliniği Şefi Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan, "robotik cerrahi yöntemi"yle yapılan ses teli kanseri ameliyatının, hastayı açık ameliyat travmasından koruduğunu, yara yeri, enfeksiyon, boğazda geçici de olsa delik açılması gibi sıkıntılardan kurtardığını söyledi.
Dr. Kayhan, "Bu yöntemle yapılan ses teli kanseri ameliyatı, ameliyat süresinin hazırlık aşaması hariç 15 dakika sürüyor. Ameliyat ağızdan girilerek yapılıyor. Açık ameliyatta hasta 10 gün sonra taburcu edilebiliyor, 20 gün sonra da normal hayatına dönüyor. Robotik cerrahi yönteminde ise hasta, ameliyatın ertesi günü taburcu edilip bir hafta sonra normal hayatına dönüyor" dedi.

AA

8 Ocak 2011 Cumartesi

Kelliğin nedeni bulundu!

Kelliğin nedeni bulundu!
"Journal of Clinical Investigation" dergisinde yayımlanan araştırmada bilim adamları, kel ve kel olmayan erkeklerin kafa derisini karşılaştırdı.
 Kel olan erkeklerin kıl köklerinin çok kısa olduğunu gören bilim adamları, bunların kısa olmasının saç köklerinin oluşumunda rol oynayan bazı erişkin kök hücrelerinin işlevini yerine getirememesine bağlı olabileceğini belirtti.
Bu kök hücrelerin kellerde neden işlevini yitirdiği henüz bilinmiyor, ancak bilim adamları gelecek yıllarda bu hücrelerin yeniden "çalışmasını" sağlamanın yolunu bulmayı ümit ediyor.
Fareler üzerinde yapılan deneyler, kök hücre nakillerinin kıl oluşumunu sağladığını göstermişti.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/

17 Kasım 2010 Çarşamba

Bayramda dişlerinize dikkat!

Bayram boyunca ziyaretlerde ikram edilen yiyecekler özellikle şeker ve tatlılar ağızda asidik ortam yaratarak diş çürüğü oluşumunu hızlandırabiliyor
Yiyeceklerin yanında tüketilen asitli içecekler de bu sürece katkıda bulunuyor. Bir de bulunduğumuz ortamda dişleri fırçalama imkanı bulamadığımız düşünülürse dişlerimizi korumak zorlaşıyor.
Fırçalayamadığımız zamanlarda ise dişleri bol su ile çalkalamak da zararlı etkiyi azaltmaya yardımcı oluyor. Diş Hekimi Özkan Çankaya, dişlerin mümkün olduğunca az zarar görmesi için önceden tedbir almak gerektiğini vurguluyor. Çünkü; bakımı, temizliği ve tedavisi yapılmış dişler, olumsuz koşullardan daha az etkileniyor. Dr. Özkan Çankaya, bayram öncesi gerekli ağız ve diş bakımlarının yapılmasının, çürüklerin ya da diğer problemlerin tedavi edilmesinin ağız kokusunun da önüne geçeceğini belirtiyor. Böylece, sağlıklı dişlerin ışıltısı tüm yüzünüze yansıyarak bayramda gönül rahatlığı ile gülümsemenizi de sağlayacak.
Gelişen teknoloji ve estetik diş hekimliği sayesinde diş yapısından kaynaklanan rahatsızlıkları gidermek için bayram öncesi estetik tedavilere de başvurulabilir. Çeşitli nedenlerle zaman içinde değişen diş rengi sizi rahatsız ediyorsa Bleaching adı verilen son derece etkili ve pratik bir yöntem ile yaklaşık 6 – 8 ton açılabiliyor. ‘Laminate Veneer’ ile de doğal dişlere sahip olabilirsiniz. Dişlerin ön yüzlerine yapışan porselen yapraklar olan ‘Laminate Veneer’ler, ışığın geçmesine imkân tanıyarak, uygulandığı dişlerin tamamen gerçek gibi görünmesini sağlıyor. Eksik dişler estetik gülüşü engeller, ağız yapısında oldukça çirkin bir görüntüye sebep olur. Dr. Özkan Çankaya, hastanın yeni dişine aynı gün kavuşabileceği bir yöntem olarak tanımladığı Implant uygulaması ile bu olumsuz görüntünün acı ve ağrı yaşanmadan, dolgu uygulamasından bile daha kolay bir şekilde çözüm bulduğunu belirtiyor
Kaynak : http://www.internethaber.com/

29 Eylül 2010 Çarşamba

Alerji Yapan Yiyecekler Nelerdir ? Hangi Besinler Daha Sağlıklı ?

Besin alerjisinin her çocukta görülebileceğini söyleyen Dr. Nilüfer Toprakçı, astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalıkları olan veya ailesinde bu tarz hastalık öyküleri olan kişilerin, besin alerjisi için daha fazla risk taşıdıklarını belirtiyor.
Ayrıca, Dr. Toprakçı’ya göre önceden alerji yapmayan bir gıda, hayatınızda bir gün karşınıza yeni alerji nedeniniz olarak çıkabiliyor. Bu alerji bir iki yıl içinde kaybolabileceği gibi ömür boyu da devam edebiliyor.
Hangi besinler alerjik?
Tüm gıdaların alerjiye yol açabileceğini belirten Dr. İlkay Keskinel, alerjiye en çok neden olan besinleri yumurta, soya, fındık-ceviz, balık, süt olarak sıralıyor.
Hangi besine karşı alerjiniz olduğunu, şüphelendiğiniz besini tek başına, diğer besinlerle karıştırmadan tüketerek saptayabilirsiniz.
Besin Alerjisi Belirtileri
Dr. Toprakçı, alerji belirtilerini şöyle sıralıyor:
*
Dudaklarda, ağızda, boğazda aşınma, şişlik, kızarıklık
*
Ciltte döküntü
*
Bulantı, kusma, ishal
*
Aksırık, burun akıntısı
*
“Anafilaksi” denilen ciddi alerjik reaksiyonlarda nefes tıkanıklığı, bilinç kapanması
*
Bebeklik çağında aşırı gaz sancısı, çok ağlama, ishal, huzursuzluk, büyüme geriliği
Besin Alerjisi Tanısı Nasıl Konur?
Dr. Nilüfer Toprakçı, çocuklarda olabilecek besin alerjisi tanısının, anne babanın dikkatli gözlemleriyle çoğu zaman konulabildiğini, gerek çocuklarda gerekse de yetişkinlerde doktor kontrolü altında yapılan kan veya cilt testleriyle de alerjinin nedeninin saptanabildiğini belirtiyor.
Besin alerjisi kilo aldırır mı?
Sağlıklı yaşam ve kilo kontrolü konusunda uzmanlığından faydalandığımız Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, “besin alerjisi kilo aldırır mı?” sorusuna kesin olarak “hayır” yanıtını veriyor. Dolayısıyla alerji yapan gıdaların yenmemesinin kilo kontrolüne bir gram bile fayda sağlamayacağını söylüyor. “Gıda intoleransı (duyarlılığı) testlerinin sonuçlarına göre kilo vermeyi düşünüyorsanız lütfen vazgeçin! Çünkü alerji uzmanları ve dahiliyeciler, gıda intoleransı testlerinin doğruluğuna bile inanmıyor” diyor.
Besin Alerjisi Tedavisi
Hem yetişkinler hem de çocuklar için en iyi alerji tedavisinin, alerjiden sorumlu olan gıdadan uzak durmak olduğu konusunda hemfikir olan uzmanlar, çocuklar için çocuk doktorunun önereceği bazı ilaçlara da gereksinim duyulabileceğini belirtiyorlar. Dr. Nilüfer Toprakçı, yetişkinlere, “Eğer belli gıdalara alerjisi olan bir çocuğunuz varsa, gıda etiketlerini inceleme konusunda deneyim kazanmanız gerekecektir” diyor.
Çocuklar besin alerjisinden nasıl korunabilir?
Dr. Hayriye Aygar, gıda alerjisinin çocuklarda, yetişkinlere göre daha yaygın görüldüğünü, 0-1 yaş aralığının, besin alerjilerinin en sık görüldüğü yaş grubu olduğunu söylüyor. Dr. Aygar’a göre en çok alerji yapan besin inek sütü. Yumurta, soya, fıstık, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday da alerjiye neden olan diğer besinler.
Dr. Aygar, besin alerjisi riskli bebeklerin korunması için yapılabilecekleri şöyle sıralıyor:
*
Anne sütü alan bebeklerde besin alerjisi, astım daha az görüldüğünden, anne sütü verilmesi, anne sütü yoksa doktor önerisiyle hipoalerjenik formül mamalarla bebeğin beslenmesi,
*
Emziren annenin diyetindan alerjik besinlerin çıkartılması,
*
Ek gıdaya geçişin geciktirilmesi,
*
İnek sütü, yumurta akı, fındık, fıstık ile balıkların geciktirilerek bebeğe verilmesi,
*
Özellikle aile öyküsünde alerji varsa bu besinlere en erken 1-2 yaşında başlanması gerekiyor.
İnek sütü alerjisinin yüzde 85 oranında 3 yaş civarında tamamen kaybolduğunu söyleyen Dr. Aygar, soya ve yumurta alerjisinin de geçici olduğunu, ancak balık ve fıstık alerjisinin ömür boyu kalabileceğini hatırlatıyor.

Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

Kış aylarında hastalıklardan korunmanın yolları

Kış aylarında hastalıklardan korunmanın yolları
İşte yapmanız gerekenler…

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişiklikler olduğunu belirterek, kış mevsiminde tüketimi artan yağlı ve şekerli besinlere karşı uyardı.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, ANKA’ya yaptığı açıklamada, havaların serinlemesiyle birlikte sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda alınacak önlemlere ilişkin uyarılarda bulundu. Çom, hava sıcaklığının değişmesinin özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirterek “Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.
Kış mevsimini hissetmeye başladığımız şu günlerde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması sağlığımızın korunması açısından önem taşımaktadır” dedi. Kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişikliler olduğunun altını çizen Çom, “Genellikle yağlı ve şekerli besinlere eğilim artmaktadır. Kış aylarında kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmekte, fiziksel aktivite yoğunluğunda azalma olmaktadır” dedi. Çom şunları söyledi:
“Kış mevsiminde fiziksel aktivitenin az olması, gecelerin uzaması nedeni ile televizyon başında fazla zaman geçirilmesi ve besinlerin atıştırılması gibi nedenlerden dolayı vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabilmektedir. Genellikle yaz aylarında dikkat edilmeye başlanan kilo kontrolü, kış aylarında yerini ihmalkârlığa bırakır. Birçok insan, kalın giysiler içerisinde kilolarını daha rahat saklayabileceklerini düşünerek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşırlar. Oysa, kış aylarının en belirgin hastalıklarından olan grip ve nezleden korunabilmenin yolu sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme ile mümkündür.”
-“BOL BOL SEBZE VE MEYVE TÜKETİN”-
Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlığın korunması için esas olduğuna işaret eden Çom, yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:
“-Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır.
-İmkanlar dahilinde her gün mevsiminde bol meyve ve sebze tüketilmesi önerilmektedir. Kış aylarında vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması gerekmektedir. Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyvelerin tüketimi önemlidir.
-Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanmasında gerekse de sıvı alımına katkı sağlaması açısından taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi de önemlidir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Çünkü meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır.
-E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitaminin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.
-Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olmaktadır. Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini, güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. D vitamininin yanı sıra balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynaktır. Bu nedenle kış aylarında imkanlar dahilinde haftada 2-3 kez yenilmesi önerilmektedir.
-Kış aylarında genellikle meydana gelen beslenme alışkanlıklarının başında, daha yağlı yiyecekleri tüketmeye olan eğilimdir. Yağ tüketimine özellikle dikkat edilmeli, katı margarin ve tereyağından kaçınılmalı, yoğun yağlı etlerden uzaklaşılmalıdır.
-Kış aylarında vücut ağırlığı kontrolünün sağlamasında; basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlılarının tercih edilmesi, hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesinde posa içeriği yüksek kuru baklagillerin tüketilmesi (haftada 2-3 kez) ve düzenli fiziksel aktivite yapılması önemlidir.
-Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 2-2.5 litre su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir.”


Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

Gıdaların Bozulmasını Önleyen Yöntem Önerileri

Uzmanlar, "Sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için gıda güvenliğine dikkat edin" uyarısında bulundu.
Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve rutubet nedeniyle hızla bozulan gıdalar, zehirlenmeye varan pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Gıda güvenliğinin çok önemli olduğunu söyleyen Acıbadem Labvital Gıda Kontrol Laboratuvarı Mesul Müdürü Veteriner Hekim Işıl Selmin Ünsal, "Sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için gıda güvenliğine bu sıcak havalarda da dikkat etmeliyiz. Aldığımız gıdaların hazırlanmasından saklanmasına kadar her aşamasında gıda güvenliğini düşünmeliyiz" dedi. Ünsal, şu tavsiyelerde bulundu.

BUZDOLABI AYARLARINA DİKKAT!
Besinlerin hızla bozulmamaları için buzdolabının serinliği +4 derece olmalı. Yaz mevsiminde buzdolabının kapağını daha sık açıp kapatacağınız için dereceyi düşürerek buzdolabınızın soğutma kapasitesini artırın. Buzdolabınızı fazla besinlerle doldurmamaya ve kapların arasında hava akımı olmasına da özen gösterin. Aksi halde hava içeride rahatça dolaşamaz ve bunun sonucunda yeterli soğutma sağlanamaz.
RAFLARA NASIL YERLEŞTİRMELİ?
Uygun koşullarda saklanan gıdaların mikroorganizma bulundurma ihtimalleri çok azdır. Ancak çok iyi yıkanmış olsalar bile; çiğ olan et, kanatlı ve deniz ürünlerinde mikroorganizmalar çok hızlı gelişebilir. Bu besinlerde düşük sıcaklıklarda üreyebilen ve hastalık etkeni olan çok önemli mikroorganizmalar bulunabiliyor. Dolayısıyla çiğ tavukları açık ya da ambalajı bozulmuş bir şekilde üst raflarda saklarsanız, üzerinde çeşitli zararlı mikroorganizmalar üreyebilir, daha da kötüsü yerçekiminin etkisi nedeniyle alt rafta bulunan besinlere de bulaşabilir.
DONDURUCUDAKİ GIDALAR DA BOZULABİLİR
Sıcaklığı ne olursa olsun, gıdaların bozulmasındaki en önemli faktör zamandır. Bu nedenle -18 derece ve altında bile olsa, önerilen süre kadar saklamalısınız. Bu nedenle deniz ürünlerini en fazla 20 gün, kırmızı eti de maksimum 2 ay içinde tüketmeye özen gösterin. Gıdaları derin dondurucuda hava ile temas etmeyecek şekilde sardığınız ambalajın içinde saklamayı da ihmal etmeyin. Donmuş olsalar bile, derin dondurucuda meyve ve sebze ile eti yan yana koymayın. Kapalı ambalaj içinde olsalar bile gıdalardan biri çözülüp diğerine bulaşabiliyor ve üzerlerinde bakteri üremesine neden olabiliyor.
ETLERİ ’SICAKTAN’ KORUYUN
Derin dondurucuda sakladığınız gıdaları çabuk çözülmeleri için mutfak tezgahının üzerine koymayın. Çünkü çok soğuk ortamdan aniden sıcak ortama konan gıdalar bakteri ve mikrop yuvasına dönüşebilirler.
SATIN ALIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN
1 - Etiket bilgilerini kontrol edin: Gıdaları satın alırken etiket bilgilerini okuyarak ürünün içeriğini inceleyin. Satın alacağınız gıdanın sadece adına bakmak bazen yeterli olmayabiliyor, üretim izni ve ruhsatı, üretici firma bilgileri ve bir üretim adresi olması gerekiyor. Ayrıca örneğin, meyveli bir içecek aroma ve şekerden mi oluşuyor, yoksa gerçek meyve suyu mu içeriyor, bunu bilerek almalısınız.
2 -Son tüketim tarihine bakın: Her ne kadar birçok firma son tüketimi tarihi geçmiş ürünlerini reyonlardan çekse de, gözden kaçmış olabileceği için satın almak istediğiniz ürünün son tüketim tarihine bakmayı ihmal etmeyin. Eğer son tüketim tarihi geçmiş bir ürüne rastlamışsanız, bu ürünü satın almayın ve satış yerini de uyarın. Çünkü ürünün lezzeti değişip, besin değeri kaybolmuş, hatta bozulmuş da olabilir ki bu da gıda zehirlenmesi başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açabiliyor.
3 - Ambalajı bozulmuş ürünleri almayın: Şişmiş, sızıntı yapmış, delinmiş veya bozulmuş ambalajlı ürünlerde, gıdanın içinde mikroorganizmalar üreyip sağlığınızı tehdit edebilir. Örneğin konservenin kapağı dışarıya doğru bombe yapmışsa, bu, bakterilerin üreyip gaz yaptığını gösterebiliyor.
4 - Soğutuculardaki sıcaklığı kontrol edin: Balık, tavuk, kırmızı et, süt ve peynir gibi soğukta saklanan besin maddelerinin uygun şartlarda soğutulduğundan emin olun. Örneğin deniz ürünlerinin bulunduğu reyonlar -18 derece soğuklukta, süt ürünlerinin bulunduğu reyonlar ise +4 derece olmalı.
5 - Açıkta sunulan besinleri almayın: Sağlığınızın olumsuz etkilenmemesi için taze sebze meyveler hariç, açıkta satılan ambalajsız besinleri satın almamaya özen gösterin.

Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

Bu virüs cinsel yolla bulaşıyor

Dikkat! Cinsel yolla bulaşan human papilloma virüsü hem kadında hem de erkekte tehlikeli hastalıklara yol açıyor
Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Faruk Köse, cinsel yolla bulaşan human papilloma virüsünün (HPV) kadında rahim ağzı, erkekte penis kanserine neden olabildiğini söyledi.
Belek'te düzenlenen “12. Jinekolojik Onkoloji Ulusal Kongresi”ne katılan Doç. Dr. Köse, gazetecilere yaptığı açıklamada, cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında sıklıkla karşılaşılan HPV'nin genital bölgede enfekte olduktan sonra temas yoluyla kolayca yayıldığını kaydetti. Köse, virüsün bir kişiden diğerine bulaşması için tam bir ilişki olması gerekmediğini, virüsün sürtünme yolu ile de bulaşabildiğine dikkat çekti.
Virüsün kuluçka süresinin değişkenliğine işaret eden Köse, bulguların bazen birkaç yıl sonra ortaya çıkabildiğini, bazen ise hiçbir bulgu vermeden vücutta kalabildiğini söyledi. 100 farklı tipi saptanan virüsün 40 tipinin kadın üreme organlarıyla ilgili problem yarattığını, 15'inin ise kansere neden olduğunu kaydeden Köse, bu virüsün neden olduğu kanserlerin yüzde 70'inden 16 ve 18 numaralı HPV'lerin sorumlu olduğunu bildirdi.
Doç. Dr. Köse, şunları söyledi:
“Kadınların yüzde 80'i yaşamlarının bir döneminde HPV ile karşılaşıyor. Yüzde 60'ında virüs kendiliğinden kayboluyor. HPV ile karşılaşan 100 kadından bir ya da ikisi rahim ağzı kanseri oluyor. Rahim ağzı kanseri olan kadınların tamamında HPV saptanıyor. Seksin her türü ile bulaşabildiği için kızlık zarı sağlam olmasına karşın rahim ağzı kanseri olan genç kızlarda rastlanabiliyor.”
Hastalığa yakalanan kadınların eşlerinin kendilerini aldattığından şüphelendiğine değinen Köse, şu bilgileri verdi:
Virüs 25 yıl sonra hastalığa neden olabilir
“Ülkemizde evlilik öncesi cinsel ilişki kadınlar için yasak, erkekler için mecburidir. Erkek elinden tutulur, zorla ilişki kurmaya götürülür. Erkek ilk ilişki kurduktan sonra evlendiği eşine de virüsü bulaştırabilir. Çünkü virüs 25 yıl sonra da hastalığa neden olabilir. Erkek eşine sadık kalmasına rağmen ilk ilişkisi nedeniyle de virüsü bulaştırıp hastalığa neden olabilir. Türkiye'de çok adolesan gebe var. Bu nedenle genç kızlarda HPV görülme oranı yüksek. Virüs ülkemizde daha çok erkeklerden kadına taşınıyor. Aslında erkekler aşılanırsa sorun ortadan kalkar, ama erkekte çok az probleme neden olduğu için sadece Avustralya ve İngiltere'de erkeklerin aşılanmasına izin var. Bu ülkelerde de devlet aşının ödemesini yapmıyor.”
HPV'nin erkeklerde penis kanserine neden olabildiğini söyleyen Köse, makat ve rektum bölgesinde de kanser vakaları görülebildiğini, gırtlak kanserinin de HPV'den kaynaklandığının tespit edildiğini ifade etti. Köse, virüsün kadınlarda da rahim ağzının yanı sıra vulva ve vajina kanserine yol açabildiğini vurguladı. Kanserde erken teşhisin önemine işaret eden Köse, Türkiye'de düzenli jinekoloğa giden kadınların oranının yüzde 23 olduğunu ve bunlardan sadece yüzde 12'sinin rahim ağzı kanserinin erken teşhisine neden olan simir testini sürekli yaptırdığını kaydetti.
Kaynak: http://www.internethaber.com/

İnsan Vucudu Anatomisi Bilgileri

Anatomi Bilgileri
İnsan Vücudu Anatomisi İle İlgili
İnsan vücudunu; iskelet, kaslar ve hareket gibi bölümlere ayırarak inceleyebiliriz.
a) İskelet ve İnsan İskeletin Yapısı
İskelet, insan vücudunun çatısını meydana getiren sert ve dayanıklı bir yapıdır. İskeletin görevi sadece vücuda şekil vermek değil, bunun dışında pek çok görevleri vardır. İskelet Görevleri şunlardır:
1) İskelet pek çok kemiğin meydana getirdiği eklemler sayesinde kaslar vasıtasıyla vücudun hareketini sağlamaktadır. Bu sayede kol, bacak, bel, boyun rahatlıkla hareket edebilmektedir.
2) İskeletin ikinci önemli görevi de vücudumuzun çok hassas or­ganlarından olan beyin, kalp ve akciğerleri korumaktır. En has­sas, en nazik organ olan beyin, kafa tası içinde; kalp ve akciğer­ler ise göğüs kafesinde, her türlü dış etkilere karşı korunmaya alınmıştır. İnsan iskeleti değişik büyüklük ve şekilde 206 kemik­ten meydana gelmiştir. Bu kemikler üç çeşittir. Bunlar uzun ke­mikler, kısa kemikler ve yassı kemiklerdir.
Uzun kemikler kol ve bacaklarda, kısa kemikler el ve ayak bilek­leriyle omurga, yassı kemikler ise kaburgada, kafatasında, omuz ve kalça ke­merlerinde bulunur.
1 - Kemiklerin Yapısı
Kemik Yapısı; Dayanıklı ve oldukça ağır olan kemikleri meydana getiren dokuya kemik dokusu adı verilir.
Kemiklerin yaklaşık olarak % 69 ‘u madenî tuzlardan meydana gelir. Madenî tuzlar içinde en önemli yeri % 85 oranıyla kalsiyum fosfat alır. Kemik yapısında ayrıca kalsiyum karbonat, kalsiyum florür, magnezyum fosfat tuzları da vardır.
Kemiklerin iyi gelişmemesi sonucu kendini gösteren raşitizm hastalığı, kemik yapısındaki kalsiyum eksikliğinden olmaktadır. Raşitizm hastalığında hasta, kalsiyumla tedavi edilir. Kemiklerin az da olsa esnekligini sağlayan osein denen ve proteinden meydana gelen organik maddeler bulunmaktadır. Çocuklarda bu organik maddenin oram daha fazladır. Yaş­landıkça kemiklerde organik madde oram azalır.
Kemik dokusu, Havers Kanalı dediğimiz kanalın etrafını sarar, osteosit denen kemik hücreleri ve bu hücrelerin arasını dolduran protein ara maddesi ve inorganik tuzlardan meydana gelir.
İskeletimizi Meydana Getiren Kemikler
İskelet kemikleri üç bölümde incelenir.
l) Baş İskeletini Meydana Getiren Kemikler: Bunlar, 8 tane kafatası kemikleri ve 14 tane yüz kemiklerinden ibarettir.
2) Gövde İskeletini Meydana Getiren Kemikler : Gövde iskeleti de göğüs kafesi ve omurga olmak üzere ikiye ayrılarak incelenir. Göğüs kafesi , kaburgadan meydana gelir. Sağlı sollu göğüs kafesinde 12 çift kaburga kemiği bulunur. Kaburga kemikleri arkadan omurga kemiği ile bağlanır. Ön taraftan ise göğsümüzün tam ortasında yer alan göğüs kemiğine bağlanırlar. Ancak bu bağlanma, 7 çift kaburga için söz konusudur. 3 çift kaburga kemi­ği ise kendi aralarında birleştikten sonra yedinci kaburga kemiğine bir kıkır­dakla bağlanırlar. En son iki çift kaburga önde göğüs kemiğine bağlanmaz, uçları serbesttir.
Omurga, birbiri üstüne binen ve ortası delik olan 33 kemikten meydana gelir. Bu kemiklerin her birine omur denir. Omurlar üst üste gelerek ortada bir boru meydana getirirler. Bu boru içinde omurilik uzanır. Omurlardan meydana gelen omurga beş bölgeye ayrılır. Bunlar, Boyun Böl­gesi (7 omur), Sırt Bölgesi (12 omur). Bel Bölgesi (5 omur), Sağrı Bölgesi (5 omur) ve Kuyruk Sokumu Bölgesi (h omur)’dir.
3) Kol ve Bacak Kemikleri ile Bunları Gövdeye Bağlayan Omuz ve Kalça Kemerleri : Kol kemikleri (bir kolda) ; pazı kemiği (1), yan yana dirsek ve önkol kemiği (2), el bilek kemiği (8), el tarak kemiği (5) ve el parmak kemiğinden (14) meydana gelir.
Bacak kemikleri (bir bacakta) ; uylukkemiği (1), diz kapağı kemiği (1), yan yana kaval kemiği ve baldır kemiği (2), ayak bilek kemiği (7), ayak tarak kemiği (5) ve ayak parmak kemiğinden (14) meydana gelir.
Omur kemikleri (bir kemerde) ; köprücük kemiği (1) ve kürek kemi­ğinden (1) meydana gelir.
Kalça kemeri; üç kemiğin birleşmesiyle bir leğen meydana gelir.
Eklemler
Kemiklerin birbirine bağlanma yerlerine eklem denir. Bütün kemik­ler birbirine aynı şekilde bağlanmazlar. Çünkü kolayca görüldüğü gibi kafa­tasındaki kemiklerle kol ve bacaklardaki kemiklerin bağlantısı aynı değildir.
Eklemler; oynamaz eklemler, yarı oynar eklemler, oynar eklemler olmak üzere üç kısımda incelenirler.
1) Oynamaz Eklemler: Kafatası kemiklerinin meydana getirdiği eklemlerdir. Kemikler testere dişi gibi sıkıca birbirine geçmiş­lerdir
2) Yarı Oynar Eklemler: Omurgada omurlar arası eklemler yarı oynar eklemlerdir.
3) Oynar eklemle : Kol ve bacak kemiklerinin yaptığı eklemler oynar eklemlerdir. Bu sayede yürür, koşar, çeşitli hareketler yaparız.
Sürekli hareket sebebiyle eklem yerlerindeki kemik uçlarında bir aşınma olmaktadır. Çünkü kol ve bacaklardaki eklem yerlerinde bir eklem kapsülü vardır. Bu eklem kapsülü yumuşak, kaygan bir sıvı ile doludur. Ayrıca eklem yapan kemiklerin uçları esnek bir kıkırdak tabakası ile örtülüdür. Bu sayede kemiklerin uçları değmez ve aşın­maz.
b) Kaslar ve Hareket
Kemiklere ve iç organlara hareket yeteneğini veren yapıya kas diyoruz. Mekik şeklinde hücrelerin meydana getirdiği kas dokusu insan vücudunun bütün hareketlerini sağlar.
Kaslar yapı ve fonksiyonlarına göre ikiye ayrılırlar.
Çizgili Kaslar
İrademizle hareket eden kaslardır. İskeleti kaplayan lif dediğimiz yapı, çizgili kaslardan meydana gelir. Mekik şeklindeki çok sayıda kas hüc­resi kas liflerini meydana getirir. Kas lifleri, üzerinden bağ doku ile paket­lenmiştir. İskelet kasında, kasın iki ucu iki faklı kemiğe tipik bir şekilde bağ­lanır ve kasın kasılmasıyla kemiklerden birini ötekine doğru çeker. İki kemik arasında eklem, bir kaldıraç sisteminin dayanma noktasını meydana getirir.
Çizgili kaslar, isteğimizle hareket eden kaslar olup hareketlerini beyinden gelen sinirler idare eder. Çizgili kas olup da irademiz dışında çalı­şan kalp kası ise bir istisna teşkil eder.
Düz Kaslar
Düz kaslar, çizgili kasların tersine, irademiz dışında hareket ederler. Bu kaslar mide, barsak gibi iç organlarımızın yapısında yer alırlar. Damar­ların çeperlerinde yer alan ve kanın damarlardaki akışını kolaylaştıran kaslar da düz kaslardır. Bu kadar çok çalışan kaslar gerekli enerjilerini glikozun aerobik (oksijenli) yıkımından sağlarlar. Kas hücrelerinde glikozun aerobik yıkımını sağlayan bol miktarda mitokondri bulunur ve glikoz yıkımından bol miktarda ATP sentezlenir

Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

Bel Simidi ve Göbek Eriten 7 Öneri

’Bel simidi’ olarak adlandıran bel bölgesindeki kalınlık ve göbeğiniz canınızı sıkıyorsa 7 öneriye kulak vermenizde fayda var.
Bel ve karın bölgesinde bir zamanlar gurur duyduğumuz kaslar, 30’dan sonra yavaş yavaş yerini yağa bırakır. Eğer hiçbir önlem almazsak 40-45 yaşına geldiğimizde bu yağların büyük çoğunlukla belde toplandığını  ve bel simidini oluşturduğunu görürüz. İngilizce’de “love handle” olarak ifade edilen Türkçe’ye bel simidi olarak çevrilen vücudumuzun bu bölümünde oluşan kalınlaşma, sağlığı da tehdit eder hale gelir.
İŞTE GÖBEĞİNİZDEN KURTULMANIZ İÇİN 7 ÖNERİ…
Bel simidinin kalınlaşmasında yaşın çok büyük bir önemi var. Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları vücuttaki yağ miktarını kollara, bacaklara ve basene eşit miktarda dağıtır. Yaşla birlikte hormonlar eskiden olduğu gibi çalışmaz ve yağ belli bölgelerde birikmeye başlar. Özellikle göbek hem kadın hem de erkekte başlıca problemdir. Hem belinizi inceltmek hem de göbeğinizden kurtulmak için işte size yedi öneri:

Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

28 Eylül 2010 Salı

Hızlı sevişmeler için 9 ateşli yer

Hızlı sevişmeler için 9 ateşli yer
Kabul ediyoruz, konu biraz edepsiz! Ama kısıtlı bir zaman daima heyecanı artırır. Peki bu kısa sürede nerede seks yapılır? Yaramazlık yapmak için en sıcak 9 yerin haritasını sizin için hazırladık…
Bir dakika içinde seks yapmak için mekan seçmek zorunda kalsanız ne yaparsınız? Etrafınıza bir göz atın ve uygun bir yer bulup bulamayacağınızı araştırın.
“Quickie Sex” (Hızlı Seks) adlı kitabında yazar Lisa Sussman seks için birçok yer bulunduğunu, ancak insanların onların farkında olmayacak kadar korkak olduklarını söylüyor. İşin tek sırrı; kimseye yakalanmamak… Hızlı, bir o kadar da ateşli bir seks için önerilerimize göz atın:
1. BAR TUVALETİNDE Uygun bir zaman bulup birlikte tuvalete süzülün. Klozet kapağını kapatın ve sevgilinizi onun üzerine oturtun. Siz de kucağına oturarak bu ateşli ve heyecanlı sevişmenin tadına varın.
2. HAVUZ BARINDA Su, hareketlerinizi daha da ateşli kılacak…
3. SOYUNMA ODASINDA Okulda, öğretmenlerinizden kaçarak köşelerde el ele tutuştuğunuz günleri unuttunuz mu? İşte tıpkı o günlerdeki gibi, soyunma odasını birkaç dakikalığına işgal edin, ancak bu sırada fazla ses çıkarmamaya özen gösterin…
4. ŞEZLONG ÜZERİNDE Minderli şezlongları tercih ederseniz, dizleriniz yaralanmayacaktır. Siz kalçalarınızla dairesel hareketler yaparken, sevgiliniz ayaklarını kullanarak ileri geri hareket edebilir. Açık hava sizi daha da etkileyecek…
5. MUTFAK TEZGAHINDA Makarnalarınız haşlanırken, iştahınızın açılması
amacıyla tezgaha uzanın ve bir yıldırım seksi deneyin.
6. MERDİVENDE Hızlı bir uçuş için merdivende sevgilinizin kucağına, yüz yüze bakmayacağınız şekilde oturun. Öyle bir basamak seçin ki, kol ve ayaklarınızı denge kurmak için kullanabilin.
7. SUDA Su dolu havuz ya da küvette partneriniz otursun. Siz de yüzünüz ona bakar şekilde kucağına oturun. Kalçalarınızı kaldırarak sizi su üzerine çıkarıp, yeniden daldırmasını isteyin.
8. ARABADA Ev ortamı sevişmeleriniz için artık banal mi geliyor? Arabaya atlayın ve bir varyasyon deneyin. Uygun bir yere park ettikten sonra, koltukları sekse uygun bir pozisyona getirip, başka türlü bir yolculuk gerçekleştirin.
9 . DUŞTA Seks yapmak için en sıcak yerlerden biri de duş. Yalnız dikkat: Fazla akrobasi yapmaya kalkmayın, kayıp bir yerlerinizi incitebilirsiniz. Sevgilinizin kafasının altına bir havlu yerleştirirseniz, daha rahat edecektir.

Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

Maden suyunun mucizeleri bilinmiyor

Uzmanlar, maden suyunun birçok hastalığı önlediğini ve içindeki minarellerin şifa kaynağı olduğunu söyledi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Tıbbi Hidroloji ve Klimatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, spordan önce ve sonra içilen maden suyunun, vücudun su kaybını önlediğini bildirdi.
Prof. Dr. Karagülle, yaptığı açıklamada, maden suyunun Avrupa ülkelerinde sofra suyu olarak kullanıldığını, bunun nedeninin yemeklerle alınamayan bazı minerallerin maden suyuyla alınabilmesi olduğunu söyledi.
Türkiye’de çıkarılan maden sularının, içerdikleri mineraller sayesinde yüzyıllardır insanlara şifa dağıttığını vurgulayan Karagülle, şöyle devam etti:
“Maden suyunun, minerallere bağlı etkilerin dışında, bazı hastalıklardaki terapotik yararları da söz konusudur. Maden suyu, böbreklerde ve idrar yollarındaki taş oluşumunu önler ve iltihabı geriletici etki gösterir. Safra kesesi tembelliğinde yararlıdır. Pankreas fonksiyonlarını da destekler. Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içeren maden suları faydalıdır. Maden suyu, sindirim sisteminde de önemli etkileri olmakla birlikte kabızlığa da iyi gelir.”
HER ALANDA VE HER YAŞTA MADEN SUYU
Maden suyunun çocuk mamasında bile kullanılabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Karagülle, şunları kaydetti:
“Maden suyu bebeklikten yaşlılığa kadar her yaşta rahatlıkla kullanılabilir. Bebeklerde anne sütü vazgeçilmez besin ve sıvı kaynağıdır. Bunun yanında ek beslenmeye geçildiğinde, mamalar maden suyuyla hazırlanırsa ideal bir mama karışımı olacaktır.
Ayrıca spor yapan insanlarda görülen kilo kaybı, tamamen su kaybıyla orantılıdır. Bu nedenle spordan önce ve sonra içilen maden suyu, vücudun su kaybını önleyecektir. Bununla birlikte sıcak günlerde meydana gelebilecek su kaybı, maden suyuyla ideal şekilde önlenecektir.”
Özellikle çalışan kişilere, kahve ve çay yerine maden suyu içmeleri tavsiyesinde bulunan Karagülle, “Sabah işe başlayan bir kişi, içinden kabarcıklar çıkan bir bardak soğuk maden suyuyla güne daha dinç ve enerjik başlayabilir” dedi.
Maden suyunun cilde de çok faydalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karagülle, “Maden suyu içildiği sürece, cilt pörsük, yorgun ve solgun görünmeyecektir. Maden suyu sadece içildiğinde değil, sürüldüğünde de cildi canlandırır ve gençleştirir” diye konuştu.

Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

Karın nasıl eritilir, göbekteki yağlardan kurtulmak

Göbekte biriken fazla kilolar insanın canını fazlasıyla sıkıyor. göbekli olmak özellikle kadınlar için büyük dert. Peki yok mu bu göbek yağlarının çaresi ? göbekteki yağlardan nasıl kurtuluruz…işte cevapları…
Bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça, vücut bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalışır. Bu nedenle gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesi öneriliyor. Bu, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olur.
Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde, yine de düz bir karna sahip olamayanlar, kilolarını sabit tutmak için günde kaç kalori alacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız.
Kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerekiyor. Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız.
Haftanın 6 günü bu program uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebilir. Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki, bu da yağ yakmanızı durdurur.
Haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışması, hem vücuttaki kas kütlesini, hem de metabolizma hızını arttırır; çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dahil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz.
Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet vs) yapılması da önerilenler arasında. Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir

7.Sınıf Fen ve Teknoloji-Vücudumuzda Sistemler-Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır (Konu Anlatımı)

Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır
Canlılar hayatsal faaliyetlerini yürütebilmek için dışarıdan besin alırlar. Bu besinleri enerji verici, yapıcı onarıcı ve düzenleyici olarak kullanırlar. Besin içeriklerinin hayatsal faaliyetlerde kullanılmasından sonra kalan su, madensel tuzlar, CO2, amonyak, üre ve ürik asit gibi zararlı maddelerin vücut dışına atılmasına boşaltım denir.Boşaltım olayını gerçekleştiren sisteme de boşaltım sistemi adı verilir. Boşaltım sistemi sayesinde sindirim sonucu hücrelerde oluşan artık maddeler, dışarıdan vücuda girmiş olan zararlı maddeler ve yararlı olmasına rağmen hücrelere fazla gelen maddeler vücut dışına atılır.
Vücudumuz için gerekli besin içerikleri, enerji üretimi için, yapım-onarım için ve düzenleyici olarak kullanılır. Bu sırada vücudumuza zararlı olan ve vücudumuzdan uzaklaştırılması gereken bazı atık maddeler de oluşur. Oluşan atık maddeler vücudumuzdan boşaltımda görevli yapı ve organlar tarafından uzaklaştırılır.

 Atık Maddeleri Vücudumuzdan Uzaklaştıran Organlar

Böbrekler, akciğerler, karaciğer, deri ve kalın bağırsak atık maddeleri vücudumuzdan uzaklaştıran organlardır. Bu organlar atık maddeleri idrar, solunum, terleme ve dışkı yoluyla atar.  Eğer bu atık maddeler vücudumuzdan uzaklaştırılmadıkları takdirde zehirleyici olabilir. Bunun sonucu olarak vücudumuz görevlerini yerine getiremez. Aşağıdaki şemayı inceleyelim


Deri Vücudumuzdan suyun ve tuzun fazlasını terleme yoluyla dışarı atar.Aynı zamanda bu sayede vücut sıcaklığı da korunmuş olur.
Akciğerler Kan içindeki karbon dioksiti ve suyu soluk verme esnasında vücut dışına atar.
Karaciğer Proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan zehirli bir maddeyi, daha az zararlı olan üreye dönüştürür.
Kalın bağırsak Su, safra ve besin atıklarının dışkı şeklinde vücuttan atılmasını sağlar.
Böbrekler Kan içindeki zararlı atıkları ve üreyi süzerek idrar şeklinde vücuttan uzaklaştırır.

Boşaltım Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar

Besin içeriklerinin hücrelerimiz tarafından kullanılması sonucunda atık maddeler oluşur. Oluşan bu atık maddeler hücrelerimizden kanımıza geçer. Atık maddelerle
kirlenmiş kanın vücudumuza zarar vermemesi için bir an önce temizlenmesi gerekir. Bu atık maddeler vücudumuzdan boşaltım yoluyla uzaklaştırılır. Tıpkı fabrikaların zehirli atıkları temizleyerek uzaklaştıran arıtma tesisleri gibi vücudumuzdan atık maddeleri uzaklaştıran ve boşaltım sistemi adı verilen bir sistem vardır.
Boşaltım sistemimiz; böbrekler, üreter, idrar kesesi ve üretradan oluşur. Böbrekler boşaltım sistemimizin önemli organlarından biridir.

Karaciğerin boşaltımdaki görevi:Hücrelerde solunum olayında bazı besinler (proteinler) parçalandığında amonyak denilen ve çok zehirli olan bir sıvı oluşur. Karaciğer, çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirerek boşaltıma yardımcı olur.
Karaciğer, yaşlanmış alyuvarlar hücrelerini parçalar ve oluşan atıklarını safra sıvısı ile bağırsaklara göndererek boşaltım yapar.
Böbreklerin Boşaltım Sistemi İçin Önemi

Böbrekler: Bel omurlarımızın iki yanında yer alan organlarımızdır. Böbreğin şekli fasulyeye benzer. Yaklaşık uzunluğu 10 cm’dir. Böbreklerimizin görevi, vücudumuzun çeşitli faaliyetleri sonucu oluşan atık maddeleri kanımızdan süzerek uzaklaştırmaktır. Kanımızda atık maddelerin yanı sıra karbonhidratların, yağların ve proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan küçük moleküller ile vitamin ve su gibi yararlı maddeler de bulunur. Öyleyse, böbreklerimizin kanımızı süzerken kanımızın içindeki yararlı maddeleri koruyup atık maddeleri uzaklaştırması gerekir. Peki böbrekler kanımızı süzerek nasıl temizler? Kanımız, böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir.
Önemli NOT:
*Böbrekler, vücutta yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan atık maddelerin kandan süzülerek idrar şeklinde vücut dışına atılmasını sağlar. Yani insanlarda boşaltım olayını gerçekleştiren organ böbreklerdir.
*Süzüntüdeki suyun büyük bir bölümü, glikoz ve diğer besin maddeleri öz bölgesindeki toplama kanalcıkları tarafından emilerek tekrar kana geçer. Bu olaya geri emilim denir. Böylece yararlı maddelerin vücut dışına atılması engellenmiş olur. Süzüntüdeki su ve besinler emildikten sonra havuzcukta kalan sıvıya idrar denir
Her bir böbrekte, yaklaşık bir milyon nefron bulunur.
Nefronlar boşaltım maddelerini kandan süzer ve idrar oluşumunu sağlar, böylece kanımızı temizler. Peki, böbreklerimiz idrarı nasıl oluşturduğunu biliyor musunuz?
1. Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
2. Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir ve tekrar kana geçer.
3. Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
4.Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
5.Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
6.İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.
Önemli NOT:
*Vücudumuzda boşaltıma yardımcı olan organlar: Terleme yolu ile atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran DERİ , Solunum sonucu atık karbondioksit v su buharını atan AKCİĞER , bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan zehirli maddeleri sindirim kanalına boşaltan KARACİĞER
*Kanımız böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir. Böbreklerimizin kanımızı süzerek atıkları idrar şeklinde uzaklaştırır.
*Vücuda pompalanan kan, karaciğere gelir ve kandaki amonyak, üre ve ürik aside çevrilir. Kan daha sonra böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. (Böbrek atardamarı, aorttan ayrılan damarlardan biridir.)Böbreklere gelen kirli kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar, kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülür. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden uzaklaştırılır.
*Dışkılama: Sindirilmeyen besinlerin sindirim sisteminden atılması olayıdır. Boşaltım olayı değildir.
*Damlama:Nemli havalarda sabahın erken saatlerinde bitkilerin yaprakları üzerinde su damlacıkları görülür . Bitki attığı bu su damlacıkları sayesinde bitkideki fazla su ve mineraller bünyesinden atılır.
*Bitkiler boşaltımı ; su ve karbondioksiti yaprak gözeneklerinden ve yaprak dökümü ve köklerden ise fazla su ve madensel tuz boşaltımı yapar.
*Tek hücrelilerde ( Amip , öğlana , paremezyum gibi) boşaltımı hücre zarından yaparlar
*Tek delikliler: Kurbağa , balık , sürüngen ve kuşlarda boşaltım ve üreme tek bir açıklıktan yapılır. Buna göre bu delikten sperm , dışkı , yumurta çıkar.
*Memeli erkeklerde: İdrar ve sperm aynı delikten dışkı ayrı delikten atılır.
*Memeli dişiler: İdrar , dışkı ve yumurta 3 ayrı delikten atılır.
Boşaltım Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.
5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.
Diyaliz veya böbrek nakli
Böbrek yetmezliği olan hastaların vücutlarında, böbrekler vasıtasıyla süzülmesi gereken idrarın bir kısmı kana karışır. Böbrekleri çalışmayan ya da yetersiz çalışan
bu hastalar için diyaliz veya böbrek nakli tedavisi uygulanır. Bu hastalar, yeterli sayıda organ nakli yapılamadığından böbreklerin görevini yerine getiren diyaliz cihazlarına bağlanır. Ancak diyaliz cihazına bağlanmak geçici bir çözümdür. Bu tedavi ile hastalar tam olarak iyileşememekte, sadece kanlarının süzülerek temizlenmesi sağlanmaktadır.
Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?
Ülkemizde yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlı olarak “böbrek nakli olabilmek umuduyla” hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu hastaların yılda sadece 600’ü bu imkânı elde edebiliyor. Ülkemizde bugüne kadar toplam 4800 böbrek nakli yapılmıştır. Yeterli sayıda organ bağışı yapılmadığından böbrek nakli ihtiyacı karşılanamamaktadır
Hastalara böbrek nakli nasıl yapılıyor?
Yaşayan bir insanın böbreklerinden birinin nakil ihtiyacı olan bir başkasına ameliyatla nakledilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca beyin ölümü geçekleşmiş bağışçının böbreğinin alınarak ihtiyacı olan bir kişiye verilmesi yoluyla da gerçekleşir.
Önemli NOT:
*Uzun süre idrar tutulursa ; Bu durum sık sık yapılırsa idrar yollarında mikroorganizmaların üremesi sonucu iltihaplanma ve ileri yaşlarda idrarı tutamama gerçekleşebilir.
Boşaltım Sisteminde (Böbreklerde) Görülen Hastalıklar :
Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı olan böbrek rahatsızlıkları görülür.
a) Böbrek İltihapları :
Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür. İdrar tutamama, bel ağrısı, halsizlik, üşüme, ateşlenme gibi belirtileri vardır.
b) Böbrek Taşları :
İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur. Erkeklerde daha fazla ortaya çıkar. Sancı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtileri vardır. (Taş oluşumunun önlenmesi için günde yeterince su içilmeli, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.)
Böbrek taşlarının tedavi yöntemlerinden biri taş kırmadır. Bunun için yüksek enerjili (ultrasonik) ses dalgaları kullanılır ve ses dalgaları cilde ve böbreklere zarar vermeden taşları kırabilir. Kırılan taşlar idrarla dışarı atılır. Büyük ve kırılamayan taşlar ise ameliyatla alınabilir.
c) Böbrek Yetmezliği :
Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanındaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzları temizlenmesi için DİYALİZ makinesine bağlanması veya böbrek naklini yapılması gerekir.
Diyaliz makinesi, idrarla atılamayan su, üre, ürik asit ve madensel tuzların kandan süzülerek kanın temizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kalıcı tedavi sağlamaz. Kalıcı tedavi için böbrek naklinin yapılması gerekir.
Organ nakli, canlı bir kişinin bir böbreğini (sağlıklı bir kişi tek böbrekle de yaşayabilir ) ya da yeni ölmüş ama organları hala canlı birinin böbreğini alarak yapılabilir.
d) Nefrit :
Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.
e) Üremi :
Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.
f) Albümin :
Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.
g) Sistit :
Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır.
Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklenmiştir
Ekleyen: Mert

27 Eylül 2010 Pazartesi

Cilt Temizliğinin Özel Püf Noktaları

Cilt bakımında ilk adım, günlük temizliktir. Her sabah ve her akşam olmak üzere, günde iki defa cildimizi özenle temizlemeli ve tonikle silmeliyiz. Ardından nemlendiricimizi sürebiliriz.
Birçok insan makyaj yapmayı ihmal etmez ancak cilt temizliğine gereken özeni göstermez. Oysa makyaj yapılsa da yapılmasa da, yüzünüzün düzenli olarak günlük birikimlerden arındırılması gerekiyor.

KURU CİLTLERE KREM
Yağlı ciltlerde jeller ve losyonlar, kuru ciltlerde kremler tercih edilir. Bu tip ürünlere, genel olarak “temizleme sütü” adı verilir. Bu tip temizleyiciler, özellikle kıl köklerinde bulunan sertleşmiş sebumun (cildin yağ salgısı) ve sebuma bulaşmış olan kir ve makyaj artıklarının temizlenmesinde çok etkilidir. Bu açıdan derin bir temizlik sağlarlar. Temizleme kremlerinde daha fazla yağ (%40-50) losyonlarda ise daha az yağ (%10-25) bulunur. Yağlar, ciltteki yağı (sebum, yağ ve makyaj artıkları), su ise suda eriyebilen maddeleri çözer. Kir ve keratin pulları gibi eriyemeyen maddeler ise tonikli pamukla silinerek temizlenir. Göz çevresindeki deri çok hassastır. Bu nedenle daima özel bir temizleyici tercih edilmeli ve göz çevresine çok nazik davranılmalıdır.
MİKROFİBER KUMAŞLAR
Cosmotürk’ün haberine göre, cilt temizliği veya hafif peeling için özel olarak imal edilen mikrofiber kumaşlar ve eldivenler oldukça etkili bir şekilde temizliği tamamlarlar. Onları sadece su ile ıslatarak kullanırsanız, daha önce özenle temizlediğiniz yüzünüzden hala kir çıktığını fark edersiniz. İçinde hiçbir kimyasal olmadığı için en hassas ciltlere bile uygulanabilir. Her yerde bulunmuyor ama rastlarsanız hem yüzünüze hem de vücudunuza uygulayabilirsiniz.
TONİK TEMİZLİĞİ ÖNEMLİ
Cildin günlük bakımı yapılırken ikinci adım, kalan son artıkları arındıran ve gözenekleri sıkıştırmaya yarayan tonik uygulamasıdır. Temizleme kremleri ve losyonlar, sabunlar ve jeller ciltteki yağı ve suda eriyebilen maddeleri çözdükten sonra, kir ve keratin pulları gibi eriyemeyen maddeler tonikle silinerek temizlenir. Tonik, özel bir solüsyondur. Genellikle su ve alkol ile hazırlanır. Bazı toniklerde salisilik asit, portakal çiçeği kolonyası, gül suyu veya daha farklı maddeler de kullanılır. Tonik seçerken alkolsüz olanları tercih edin. Sade gül suyu ve maden sodası gayet iyi toniklerdir.
GÖZENEKLERİ TEMİZLEYİN
Gözeneklerin sıkışması aslında hatalı bir ifadedir. Çünkü gözeneklerin kas yapısı yoktur. Bu nedenle de açılıp kapanması veya sıkışıp gevşemesi söz konusu değildir. Ancak biriken kirler ciltteki gözenekleri tıkayarak zorlar ve genişlemesine yol açar. Tonikler bunları temizlediği için gözenekler tekrar normal boyutlarına dönerler. Tonikler düzenli olarak kullanıldığında gözeneklerin açılmasına pek fırsat kalmaz. Öte yandan, toniklerin içinde bulunan maddeler cildi biraz tahriş ettiği için dokular hafifçe şişer. Bu tepki gözenekleri geçici bir süre için sıkıştırır. Tabii bu yapısal bir değişiklik değildir, kısa süreli bir toparlanmadır.
Kaynak: http://www.teknolojiweb.net/