Besin alerjisinin her çocukta görülebileceğini söyleyen Dr. Nilüfer Toprakçı, astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalıkları olan veya ailesinde bu tarz hastalık öyküleri olan kişilerin, besin alerjisi için daha fazla risk taşıdıklarını belirtiyor.
Ayrıca, Dr. Toprakçı’ya göre önceden alerji yapmayan bir gıda, hayatınızda bir gün karşınıza yeni alerji nedeniniz olarak çıkabiliyor. Bu alerji bir iki yıl içinde kaybolabileceği gibi ömür boyu da devam edebiliyor.
Hangi besinler alerjik?
Tüm gıdaların alerjiye yol açabileceğini belirten Dr. İlkay Keskinel, alerjiye en çok neden olan besinleri yumurta, soya, fındık-ceviz, balık, süt olarak sıralıyor.
Hangi besine karşı alerjiniz olduğunu, şüphelendiğiniz besini tek başına, diğer besinlerle karıştırmadan tüketerek saptayabilirsiniz.
Besin Alerjisi Belirtileri
Dr. Toprakçı, alerji belirtilerini şöyle sıralıyor:
*
Dudaklarda, ağızda, boğazda aşınma, şişlik, kızarıklık
*
Ciltte döküntü
*
Bulantı, kusma, ishal
*
Aksırık, burun akıntısı
*
“Anafilaksi” denilen ciddi alerjik reaksiyonlarda nefes tıkanıklığı, bilinç kapanması
*
Bebeklik çağında aşırı gaz sancısı, çok ağlama, ishal, huzursuzluk, büyüme geriliği
Besin Alerjisi Tanısı Nasıl Konur?
Dr. Nilüfer Toprakçı, çocuklarda olabilecek besin alerjisi tanısının, anne babanın dikkatli gözlemleriyle çoğu zaman konulabildiğini, gerek çocuklarda gerekse de yetişkinlerde doktor kontrolü altında yapılan kan veya cilt testleriyle de alerjinin nedeninin saptanabildiğini belirtiyor.
Besin alerjisi kilo aldırır mı?
Sağlıklı yaşam ve kilo kontrolü konusunda uzmanlığından faydalandığımız Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, “besin alerjisi kilo aldırır mı?” sorusuna kesin olarak “hayır” yanıtını veriyor. Dolayısıyla alerji yapan gıdaların yenmemesinin kilo kontrolüne bir gram bile fayda sağlamayacağını söylüyor. “Gıda intoleransı (duyarlılığı) testlerinin sonuçlarına göre kilo vermeyi düşünüyorsanız lütfen vazgeçin! Çünkü alerji uzmanları ve dahiliyeciler, gıda intoleransı testlerinin doğruluğuna bile inanmıyor” diyor.
Besin Alerjisi Tedavisi
Hem yetişkinler hem de çocuklar için en iyi alerji tedavisinin, alerjiden sorumlu olan gıdadan uzak durmak olduğu konusunda hemfikir olan uzmanlar, çocuklar için çocuk doktorunun önereceği bazı ilaçlara da gereksinim duyulabileceğini belirtiyorlar. Dr. Nilüfer Toprakçı, yetişkinlere, “Eğer belli gıdalara alerjisi olan bir çocuğunuz varsa, gıda etiketlerini inceleme konusunda deneyim kazanmanız gerekecektir” diyor.
Çocuklar besin alerjisinden nasıl korunabilir?
Dr. Hayriye Aygar, gıda alerjisinin çocuklarda, yetişkinlere göre daha yaygın görüldüğünü, 0-1 yaş aralığının, besin alerjilerinin en sık görüldüğü yaş grubu olduğunu söylüyor. Dr. Aygar’a göre en çok alerji yapan besin inek sütü. Yumurta, soya, fıstık, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday da alerjiye neden olan diğer besinler.
Dr. Aygar, besin alerjisi riskli bebeklerin korunması için yapılabilecekleri şöyle sıralıyor:
*
Anne sütü alan bebeklerde besin alerjisi, astım daha az görüldüğünden, anne sütü verilmesi, anne sütü yoksa doktor önerisiyle hipoalerjenik formül mamalarla bebeğin beslenmesi,
*
Emziren annenin diyetindan alerjik besinlerin çıkartılması,
*
Ek gıdaya geçişin geciktirilmesi,
*
İnek sütü, yumurta akı, fındık, fıstık ile balıkların geciktirilerek bebeğe verilmesi,
*
Özellikle aile öyküsünde alerji varsa bu besinlere en erken 1-2 yaşında başlanması gerekiyor.
İnek sütü alerjisinin yüzde 85 oranında 3 yaş civarında tamamen kaybolduğunu söyleyen Dr. Aygar, soya ve yumurta alerjisinin de geçici olduğunu, ancak balık ve fıstık alerjisinin ömür boyu kalabileceğini hatırlatıyor.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
diyet ve sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyet ve sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Eylül 2010 Çarşamba
Seçilmiş Etkili Özel Diyet Yemek Tarifler
Uzmanlar, "Sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için gıda güvenliğine dikkat edin" uyarısında bulundu.
Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve rutubet nedeniyle hızla bozulan gıdalar, zehirlenmeye varan pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Gıda güvenliğinin çok önemli olduğunu söyleyen Acıbadem Labvital Gıda Kontrol Laboratuvarı Mesul Müdürü Veteriner Hekim Işıl Selmin Ünsal, "Sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için gıda güvenliğine bu sıcak havalarda da dikkat etmeliyiz. Aldığımız gıdaların hazırlanmasından saklanmasına kadar her aşamasında gıda güvenliğini düşünmeliyiz" dedi. Ünsal, şu tavsiyelerde bulundu.
BUZDOLABI AYARLARINA DİKKAT!
Besinlerin hızla bozulmamaları için buzdolabının serinliği +4 derece olmalı. Yaz mevsiminde buzdolabının kapağını daha sık açıp kapatacağınız için dereceyi düşürerek buzdolabınızın soğutma kapasitesini artırın. Buzdolabınızı fazla besinlerle doldurmamaya ve kapların arasında hava akımı olmasına da özen gösterin. Aksi halde hava içeride rahatça dolaşamaz ve bunun sonucunda yeterli soğutma sağlanamaz.
RAFLARA NASIL YERLEŞTİRMELİ?
Uygun koşullarda saklanan gıdaların mikroorganizma bulundurma ihtimalleri çok azdır. Ancak çok iyi yıkanmış olsalar bile; çiğ olan et, kanatlı ve deniz ürünlerinde mikroorganizmalar çok hızlı gelişebilir. Bu besinlerde düşük sıcaklıklarda üreyebilen ve hastalık etkeni olan çok önemli mikroorganizmalar bulunabiliyor. Dolayısıyla çiğ tavukları açık ya da ambalajı bozulmuş bir şekilde üst raflarda saklarsanız, üzerinde çeşitli zararlı mikroorganizmalar üreyebilir, daha da kötüsü yerçekiminin etkisi nedeniyle alt rafta bulunan besinlere de bulaşabilir.
DONDURUCUDAKİ GIDALAR DA BOZULABİLİR
Sıcaklığı ne olursa olsun, gıdaların bozulmasındaki en önemli faktör zamandır. Bu nedenle -18 derece ve altında bile olsa, önerilen süre kadar saklamalısınız. Bu nedenle deniz ürünlerini en fazla 20 gün, kırmızı eti de maksimum 2 ay içinde tüketmeye özen gösterin. Gıdaları derin dondurucuda hava ile temas etmeyecek şekilde sardığınız ambalajın içinde saklamayı da ihmal etmeyin. Donmuş olsalar bile, derin dondurucuda meyve ve sebze ile eti yan yana koymayın. Kapalı ambalaj içinde olsalar bile gıdalardan biri çözülüp diğerine bulaşabiliyor ve üzerlerinde bakteri üremesine neden olabiliyor.
ETLERİ ’SICAKTAN’ KORUYUN
Derin dondurucuda sakladığınız gıdaları çabuk çözülmeleri için mutfak tezgahının üzerine koymayın. Çünkü çok soğuk ortamdan aniden sıcak ortama konan gıdalar bakteri ve mikrop yuvasına dönüşebilirler.
SATIN ALIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN
1 - Etiket bilgilerini kontrol edin: Gıdaları satın alırken etiket bilgilerini okuyarak ürünün içeriğini inceleyin. Satın alacağınız gıdanın sadece adına bakmak bazen yeterli olmayabiliyor, üretim izni ve ruhsatı, üretici firma bilgileri ve bir üretim adresi olması gerekiyor. Ayrıca örneğin, meyveli bir içecek aroma ve şekerden mi oluşuyor, yoksa gerçek meyve suyu mu içeriyor, bunu bilerek almalısınız.
2 -Son tüketim tarihine bakın: Her ne kadar birçok firma son tüketimi tarihi geçmiş ürünlerini reyonlardan çekse de, gözden kaçmış olabileceği için satın almak istediğiniz ürünün son tüketim tarihine bakmayı ihmal etmeyin. Eğer son tüketim tarihi geçmiş bir ürüne rastlamışsanız, bu ürünü satın almayın ve satış yerini de uyarın. Çünkü ürünün lezzeti değişip, besin değeri kaybolmuş, hatta bozulmuş da olabilir ki bu da gıda zehirlenmesi başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açabiliyor.
3 - Ambalajı bozulmuş ürünleri almayın: Şişmiş, sızıntı yapmış, delinmiş veya bozulmuş ambalajlı ürünlerde, gıdanın içinde mikroorganizmalar üreyip sağlığınızı tehdit edebilir. Örneğin konservenin kapağı dışarıya doğru bombe yapmışsa, bu, bakterilerin üreyip gaz yaptığını gösterebiliyor.
4 - Soğutuculardaki sıcaklığı kontrol edin: Balık, tavuk, kırmızı et, süt ve peynir gibi soğukta saklanan besin maddelerinin uygun şartlarda soğutulduğundan emin olun. Örneğin deniz ürünlerinin bulunduğu reyonlar -18 derece soğuklukta, süt ürünlerinin bulunduğu reyonlar ise +4 derece olmalı.
5 - Açıkta sunulan besinleri almayın: Sağlığınızın olumsuz etkilenmemesi için taze sebze meyveler hariç, açıkta satılan ambalajsız besinleri satın almamaya özen gösterin.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve rutubet nedeniyle hızla bozulan gıdalar, zehirlenmeye varan pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Gıda güvenliğinin çok önemli olduğunu söyleyen Acıbadem Labvital Gıda Kontrol Laboratuvarı Mesul Müdürü Veteriner Hekim Işıl Selmin Ünsal, "Sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için gıda güvenliğine bu sıcak havalarda da dikkat etmeliyiz. Aldığımız gıdaların hazırlanmasından saklanmasına kadar her aşamasında gıda güvenliğini düşünmeliyiz" dedi. Ünsal, şu tavsiyelerde bulundu.
BUZDOLABI AYARLARINA DİKKAT!
Besinlerin hızla bozulmamaları için buzdolabının serinliği +4 derece olmalı. Yaz mevsiminde buzdolabının kapağını daha sık açıp kapatacağınız için dereceyi düşürerek buzdolabınızın soğutma kapasitesini artırın. Buzdolabınızı fazla besinlerle doldurmamaya ve kapların arasında hava akımı olmasına da özen gösterin. Aksi halde hava içeride rahatça dolaşamaz ve bunun sonucunda yeterli soğutma sağlanamaz.
RAFLARA NASIL YERLEŞTİRMELİ?
Uygun koşullarda saklanan gıdaların mikroorganizma bulundurma ihtimalleri çok azdır. Ancak çok iyi yıkanmış olsalar bile; çiğ olan et, kanatlı ve deniz ürünlerinde mikroorganizmalar çok hızlı gelişebilir. Bu besinlerde düşük sıcaklıklarda üreyebilen ve hastalık etkeni olan çok önemli mikroorganizmalar bulunabiliyor. Dolayısıyla çiğ tavukları açık ya da ambalajı bozulmuş bir şekilde üst raflarda saklarsanız, üzerinde çeşitli zararlı mikroorganizmalar üreyebilir, daha da kötüsü yerçekiminin etkisi nedeniyle alt rafta bulunan besinlere de bulaşabilir.
DONDURUCUDAKİ GIDALAR DA BOZULABİLİR
Sıcaklığı ne olursa olsun, gıdaların bozulmasındaki en önemli faktör zamandır. Bu nedenle -18 derece ve altında bile olsa, önerilen süre kadar saklamalısınız. Bu nedenle deniz ürünlerini en fazla 20 gün, kırmızı eti de maksimum 2 ay içinde tüketmeye özen gösterin. Gıdaları derin dondurucuda hava ile temas etmeyecek şekilde sardığınız ambalajın içinde saklamayı da ihmal etmeyin. Donmuş olsalar bile, derin dondurucuda meyve ve sebze ile eti yan yana koymayın. Kapalı ambalaj içinde olsalar bile gıdalardan biri çözülüp diğerine bulaşabiliyor ve üzerlerinde bakteri üremesine neden olabiliyor.
ETLERİ ’SICAKTAN’ KORUYUN
Derin dondurucuda sakladığınız gıdaları çabuk çözülmeleri için mutfak tezgahının üzerine koymayın. Çünkü çok soğuk ortamdan aniden sıcak ortama konan gıdalar bakteri ve mikrop yuvasına dönüşebilirler.
SATIN ALIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN
1 - Etiket bilgilerini kontrol edin: Gıdaları satın alırken etiket bilgilerini okuyarak ürünün içeriğini inceleyin. Satın alacağınız gıdanın sadece adına bakmak bazen yeterli olmayabiliyor, üretim izni ve ruhsatı, üretici firma bilgileri ve bir üretim adresi olması gerekiyor. Ayrıca örneğin, meyveli bir içecek aroma ve şekerden mi oluşuyor, yoksa gerçek meyve suyu mu içeriyor, bunu bilerek almalısınız.
2 -Son tüketim tarihine bakın: Her ne kadar birçok firma son tüketimi tarihi geçmiş ürünlerini reyonlardan çekse de, gözden kaçmış olabileceği için satın almak istediğiniz ürünün son tüketim tarihine bakmayı ihmal etmeyin. Eğer son tüketim tarihi geçmiş bir ürüne rastlamışsanız, bu ürünü satın almayın ve satış yerini de uyarın. Çünkü ürünün lezzeti değişip, besin değeri kaybolmuş, hatta bozulmuş da olabilir ki bu da gıda zehirlenmesi başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açabiliyor.
3 - Ambalajı bozulmuş ürünleri almayın: Şişmiş, sızıntı yapmış, delinmiş veya bozulmuş ambalajlı ürünlerde, gıdanın içinde mikroorganizmalar üreyip sağlığınızı tehdit edebilir. Örneğin konservenin kapağı dışarıya doğru bombe yapmışsa, bu, bakterilerin üreyip gaz yaptığını gösterebiliyor.
4 - Soğutuculardaki sıcaklığı kontrol edin: Balık, tavuk, kırmızı et, süt ve peynir gibi soğukta saklanan besin maddelerinin uygun şartlarda soğutulduğundan emin olun. Örneğin deniz ürünlerinin bulunduğu reyonlar -18 derece soğuklukta, süt ürünlerinin bulunduğu reyonlar ise +4 derece olmalı.
5 - Açıkta sunulan besinleri almayın: Sağlığınızın olumsuz etkilenmemesi için taze sebze meyveler hariç, açıkta satılan ambalajsız besinleri satın almamaya özen gösterin.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
İnsan İskelet Sistemi Yapisi Kemik Cesitleri
İnsan İskelet Sistemi (Kemik Çatı), İnsanlarda İskelet Yapısı
İskelet, eklem ve kaslar hareket sistemini oluştururlar. İskeletin yapısında irili ufaklı 206 kemik bulunur. Uzun, yassı ve kısa olmak üzere üç guruba ayrılan kemiklerde uzunluğuna ve enine olmak üzere iki türlü büyüme vardır. İskeleti oluşturan kemikler beş grupta incelenir:
Baş kemikleri, 8 kafa kemiği ve 14 yüz kemiği olmak üzere ikiye ayrılır.
Kemik Çeşitleri
Omurga kemikleri, Omurgayı Oluşturan Kemikler
Omur adı verilen 33 kemikten oluşmuştur; ancak sağrı bölgesindeki 5 omur birleşerek kuyruk sokumu kemiğini, kuyruk bölgesindeki 4 omur da birleşerek kuyruk kemiğini oluşturduğu için omurganın 26 kemikten oluştuğunu söylemek daha doğrudur. Omurganın boyun bölgesinde 7, sırt bölgesinde 12, bel bölgesinde 5, sağrı bölgesinde 1 (5 kemik birleşmiştir) ve kuyruk bölgesinde 1 (4 kemik birleşmiştir) kemiği vardır.
Göğüs kemikleri
Göğüs kafesini oluştururlar ve 12 çifttir. Bunlardan baştan itibaren 7 çifti göğüs kemiğine, 8, 9, 10′uncu kaburga kemikleri 7′nci kaburga kemiğinin kıkırdak bölümüne bağlanmıştır. 11 ve 12′nci kaburga kemiklerinin ön uçları boştadır. Tüm kaburga kemikleri sırt omurlarına bağlantılıdır. Göğüs kafesi, akciğerleri ve kalbi korur; diyaframla birlikte hareketi solunuma yardımcı olur.
Kol kemikleri, Kol Kemik
Göğüs kafesinin arkasında yer alan kürek kemiğiyle üst ön tarafta bulunan köprücük kemiklerinden oluşan omuzlara bağlanmış olan kollarda pazı kemiği, önkol, kemiği, dirsek kemikleri ve el parmak kemikleri bulunmaktadır.
Bacak kemikleri, Bacak Kemik
Bacaklar iki kalça kemiği ile sağrı kemiğinden oluşan ve leğen kemiği adını alan bir kalça kemeri ile vücuda bağlanmıştır. Kalça kemiği aslında çatı kemiği, oturga kemiği, kalça kemiği kanadı (Uyum) adı verilen üç kemiğin birleşmesinden oluşmuştur. Bacaklarda uyluk kemiği, kaval kemiği, baldır kemiği, dizkapağı kemiği, ayak bilek kemikleri, ayak tarak kemikleri ve ayak parmak kemikleri vardır.
Eklemler, Eklem Çeşitleri
Eklemlerin Görevleri; Kemiklerin hareket ettirilmesi, kemikleri birbirine bağlayan eklemler aracılığıyla gerçekleşir. Eklemler oynamaz, yarı oynar ve oynar eklemler olmak üzere üçe ayrılır. Oynamaz eklemler, kafatasını oluşturan eklemlerdir. Omurga, yarı oynar eklemlidir. Kalçalar, omuzlar, kol ve bacak eklemlerinin tümü oynar eklemler gurubuna girerler.
İskelet Sistemi Hastalıkları
Küçük çocuklarda görülen raşitizim, kazalar sonucu oluşan kırık ve çatlaklar, omurga çarpıklıkları, kemik veremi, kemik kanseri, eklemlerde görülen çıkık, iltihap ve romatizma başlıca bozukluklardır.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
İskelet, eklem ve kaslar hareket sistemini oluştururlar. İskeletin yapısında irili ufaklı 206 kemik bulunur. Uzun, yassı ve kısa olmak üzere üç guruba ayrılan kemiklerde uzunluğuna ve enine olmak üzere iki türlü büyüme vardır. İskeleti oluşturan kemikler beş grupta incelenir:
Baş kemikleri, 8 kafa kemiği ve 14 yüz kemiği olmak üzere ikiye ayrılır.
Kemik Çeşitleri
Omurga kemikleri, Omurgayı Oluşturan Kemikler
Omur adı verilen 33 kemikten oluşmuştur; ancak sağrı bölgesindeki 5 omur birleşerek kuyruk sokumu kemiğini, kuyruk bölgesindeki 4 omur da birleşerek kuyruk kemiğini oluşturduğu için omurganın 26 kemikten oluştuğunu söylemek daha doğrudur. Omurganın boyun bölgesinde 7, sırt bölgesinde 12, bel bölgesinde 5, sağrı bölgesinde 1 (5 kemik birleşmiştir) ve kuyruk bölgesinde 1 (4 kemik birleşmiştir) kemiği vardır.
Göğüs kemikleri
Göğüs kafesini oluştururlar ve 12 çifttir. Bunlardan baştan itibaren 7 çifti göğüs kemiğine, 8, 9, 10′uncu kaburga kemikleri 7′nci kaburga kemiğinin kıkırdak bölümüne bağlanmıştır. 11 ve 12′nci kaburga kemiklerinin ön uçları boştadır. Tüm kaburga kemikleri sırt omurlarına bağlantılıdır. Göğüs kafesi, akciğerleri ve kalbi korur; diyaframla birlikte hareketi solunuma yardımcı olur.
Kol kemikleri, Kol Kemik
Göğüs kafesinin arkasında yer alan kürek kemiğiyle üst ön tarafta bulunan köprücük kemiklerinden oluşan omuzlara bağlanmış olan kollarda pazı kemiği, önkol, kemiği, dirsek kemikleri ve el parmak kemikleri bulunmaktadır.
Bacak kemikleri, Bacak Kemik
Bacaklar iki kalça kemiği ile sağrı kemiğinden oluşan ve leğen kemiği adını alan bir kalça kemeri ile vücuda bağlanmıştır. Kalça kemiği aslında çatı kemiği, oturga kemiği, kalça kemiği kanadı (Uyum) adı verilen üç kemiğin birleşmesinden oluşmuştur. Bacaklarda uyluk kemiği, kaval kemiği, baldır kemiği, dizkapağı kemiği, ayak bilek kemikleri, ayak tarak kemikleri ve ayak parmak kemikleri vardır.
Eklemler, Eklem Çeşitleri
Eklemlerin Görevleri; Kemiklerin hareket ettirilmesi, kemikleri birbirine bağlayan eklemler aracılığıyla gerçekleşir. Eklemler oynamaz, yarı oynar ve oynar eklemler olmak üzere üçe ayrılır. Oynamaz eklemler, kafatasını oluşturan eklemlerdir. Omurga, yarı oynar eklemlidir. Kalçalar, omuzlar, kol ve bacak eklemlerinin tümü oynar eklemler gurubuna girerler.
İskelet Sistemi Hastalıkları
Küçük çocuklarda görülen raşitizim, kazalar sonucu oluşan kırık ve çatlaklar, omurga çarpıklıkları, kemik veremi, kemik kanseri, eklemlerde görülen çıkık, iltihap ve romatizma başlıca bozukluklardır.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
28 Eylül 2010 Salı
Maden suyunun mucizeleri bilinmiyor
Uzmanlar, maden suyunun birçok hastalığı önlediğini ve içindeki minarellerin şifa kaynağı olduğunu söyledi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Tıbbi Hidroloji ve Klimatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, spordan önce ve sonra içilen maden suyunun, vücudun su kaybını önlediğini bildirdi.
Prof. Dr. Karagülle, yaptığı açıklamada, maden suyunun Avrupa ülkelerinde sofra suyu olarak kullanıldığını, bunun nedeninin yemeklerle alınamayan bazı minerallerin maden suyuyla alınabilmesi olduğunu söyledi.
Türkiye’de çıkarılan maden sularının, içerdikleri mineraller sayesinde yüzyıllardır insanlara şifa dağıttığını vurgulayan Karagülle, şöyle devam etti:
“Maden suyunun, minerallere bağlı etkilerin dışında, bazı hastalıklardaki terapotik yararları da söz konusudur. Maden suyu, böbreklerde ve idrar yollarındaki taş oluşumunu önler ve iltihabı geriletici etki gösterir. Safra kesesi tembelliğinde yararlıdır. Pankreas fonksiyonlarını da destekler. Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içeren maden suları faydalıdır. Maden suyu, sindirim sisteminde de önemli etkileri olmakla birlikte kabızlığa da iyi gelir.”
HER ALANDA VE HER YAŞTA MADEN SUYU
Maden suyunun çocuk mamasında bile kullanılabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Karagülle, şunları kaydetti:
“Maden suyu bebeklikten yaşlılığa kadar her yaşta rahatlıkla kullanılabilir. Bebeklerde anne sütü vazgeçilmez besin ve sıvı kaynağıdır. Bunun yanında ek beslenmeye geçildiğinde, mamalar maden suyuyla hazırlanırsa ideal bir mama karışımı olacaktır.
Ayrıca spor yapan insanlarda görülen kilo kaybı, tamamen su kaybıyla orantılıdır. Bu nedenle spordan önce ve sonra içilen maden suyu, vücudun su kaybını önleyecektir. Bununla birlikte sıcak günlerde meydana gelebilecek su kaybı, maden suyuyla ideal şekilde önlenecektir.”
Özellikle çalışan kişilere, kahve ve çay yerine maden suyu içmeleri tavsiyesinde bulunan Karagülle, “Sabah işe başlayan bir kişi, içinden kabarcıklar çıkan bir bardak soğuk maden suyuyla güne daha dinç ve enerjik başlayabilir” dedi.
Maden suyunun cilde de çok faydalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karagülle, “Maden suyu içildiği sürece, cilt pörsük, yorgun ve solgun görünmeyecektir. Maden suyu sadece içildiğinde değil, sürüldüğünde de cildi canlandırır ve gençleştirir” diye konuştu.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Tıbbi Hidroloji ve Klimatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, spordan önce ve sonra içilen maden suyunun, vücudun su kaybını önlediğini bildirdi.
Prof. Dr. Karagülle, yaptığı açıklamada, maden suyunun Avrupa ülkelerinde sofra suyu olarak kullanıldığını, bunun nedeninin yemeklerle alınamayan bazı minerallerin maden suyuyla alınabilmesi olduğunu söyledi.
Türkiye’de çıkarılan maden sularının, içerdikleri mineraller sayesinde yüzyıllardır insanlara şifa dağıttığını vurgulayan Karagülle, şöyle devam etti:
“Maden suyunun, minerallere bağlı etkilerin dışında, bazı hastalıklardaki terapotik yararları da söz konusudur. Maden suyu, böbreklerde ve idrar yollarındaki taş oluşumunu önler ve iltihabı geriletici etki gösterir. Safra kesesi tembelliğinde yararlıdır. Pankreas fonksiyonlarını da destekler. Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içeren maden suları faydalıdır. Maden suyu, sindirim sisteminde de önemli etkileri olmakla birlikte kabızlığa da iyi gelir.”
HER ALANDA VE HER YAŞTA MADEN SUYU
Maden suyunun çocuk mamasında bile kullanılabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Karagülle, şunları kaydetti:
“Maden suyu bebeklikten yaşlılığa kadar her yaşta rahatlıkla kullanılabilir. Bebeklerde anne sütü vazgeçilmez besin ve sıvı kaynağıdır. Bunun yanında ek beslenmeye geçildiğinde, mamalar maden suyuyla hazırlanırsa ideal bir mama karışımı olacaktır.
Ayrıca spor yapan insanlarda görülen kilo kaybı, tamamen su kaybıyla orantılıdır. Bu nedenle spordan önce ve sonra içilen maden suyu, vücudun su kaybını önleyecektir. Bununla birlikte sıcak günlerde meydana gelebilecek su kaybı, maden suyuyla ideal şekilde önlenecektir.”
Özellikle çalışan kişilere, kahve ve çay yerine maden suyu içmeleri tavsiyesinde bulunan Karagülle, “Sabah işe başlayan bir kişi, içinden kabarcıklar çıkan bir bardak soğuk maden suyuyla güne daha dinç ve enerjik başlayabilir” dedi.
Maden suyunun cilde de çok faydalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karagülle, “Maden suyu içildiği sürece, cilt pörsük, yorgun ve solgun görünmeyecektir. Maden suyu sadece içildiğinde değil, sürüldüğünde de cildi canlandırır ve gençleştirir” diye konuştu.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
Karın nasıl eritilir, göbekteki yağlardan kurtulmak
Göbekte biriken fazla kilolar insanın canını fazlasıyla sıkıyor. göbekli olmak özellikle kadınlar için büyük dert. Peki yok mu bu göbek yağlarının çaresi ? göbekteki yağlardan nasıl kurtuluruz…işte cevapları…
Bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça, vücut bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalışır. Bu nedenle gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesi öneriliyor. Bu, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olur.
Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde, yine de düz bir karna sahip olamayanlar, kilolarını sabit tutmak için günde kaç kalori alacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız.
Kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerekiyor. Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız.
Haftanın 6 günü bu program uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebilir. Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki, bu da yağ yakmanızı durdurur.
Haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışması, hem vücuttaki kas kütlesini, hem de metabolizma hızını arttırır; çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dahil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz.
Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet vs) yapılması da önerilenler arasında. Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
Bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça, vücut bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalışır. Bu nedenle gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesi öneriliyor. Bu, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olur.
Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde, yine de düz bir karna sahip olamayanlar, kilolarını sabit tutmak için günde kaç kalori alacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız.
Kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerekiyor. Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız.
Haftanın 6 günü bu program uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebilir. Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki, bu da yağ yakmanızı durdurur.
Haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışması, hem vücuttaki kas kütlesini, hem de metabolizma hızını arttırır; çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dahil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz.
Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet vs) yapılması da önerilenler arasında. Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz.
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
Göbek eriten 7 öneri
Bel bölgesindeki kalınlık ve göbeğiniz canınızı sıkıyorsa 7 öneriye kulak vermenizde fayda var.
Bel ve karın bölgesinde bir zamanlar gurur duyduğumuz kaslar, 30’dan sonra yavaş yavaş yerini yağa bırakır. Eğer hiçbir önlem almazsak 40-45 yaşına geldiğimizde bu yağların büyük çoğunlukla belde toplandığını ve bel simidini oluşturduğunu görürüz.
İngilizce’de “love handle” olarak ifade edilen Türkçe’ye bel simidi olarak çevrilen vücudumuzun bu bölümünde oluşan kalınlaşma, sağlığı da tehdit eder hale gelir.
İŞTE GÖBEĞİNİZDEN KURTULMANIZ İÇİN 7 ÖNERİ…
Bel simidinin kalınlaşmasında yaşın çok büyük bir önemi var. Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları vücuttaki yağ miktarını kollara, bacaklara ve basene eşit miktarda dağıtır.
Yaşla birlikte hormonlar eskiden olduğu gibi çalışmaz ve yağ belli bölgelerde birikmeye başlar. Özellikle göbek hem kadın hem de erkekte başlıca problemdir. Hem belinizi inceltmek hem de göbeğinizden kurtulmak için işte size yedi öneri:
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
Bel ve karın bölgesinde bir zamanlar gurur duyduğumuz kaslar, 30’dan sonra yavaş yavaş yerini yağa bırakır. Eğer hiçbir önlem almazsak 40-45 yaşına geldiğimizde bu yağların büyük çoğunlukla belde toplandığını ve bel simidini oluşturduğunu görürüz.
İngilizce’de “love handle” olarak ifade edilen Türkçe’ye bel simidi olarak çevrilen vücudumuzun bu bölümünde oluşan kalınlaşma, sağlığı da tehdit eder hale gelir.
İŞTE GÖBEĞİNİZDEN KURTULMANIZ İÇİN 7 ÖNERİ…
Bel simidinin kalınlaşmasında yaşın çok büyük bir önemi var. Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları vücuttaki yağ miktarını kollara, bacaklara ve basene eşit miktarda dağıtır.
Yaşla birlikte hormonlar eskiden olduğu gibi çalışmaz ve yağ belli bölgelerde birikmeye başlar. Özellikle göbek hem kadın hem de erkekte başlıca problemdir. Hem belinizi inceltmek hem de göbeğinizden kurtulmak için işte size yedi öneri:
Bu içerik internet kaynaklarından derlenmiştir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)